Money Aidat Borcu Sorgulama
Event Etkinlik Takvimi
Survey Anket

Web Sitemizi Nasıl Buldunuz ?

Sonuçlar
AHDE VEFA

Mesela su bilir. Ne zaman buhar olacağını, ne zaman yağmur. Nereden akacağını nereye birikeceğini. Nasıl içileceğini ve nasıl ayrılacağını. Su suluğunu bilir. Kedi bilir, neyi izleyeceğini ve nasıl. Nasıl kovalayacağını, yakalayacağını, bırakacağını ya da yiyeceğini. Mesela inek bilir kafası kaşındığında başını nereye sürteceğini. Herkes bilir de, insan bilmez mi, bilir elbet. Fazlaca bilir. Konuşur da, söyler de, dinler de. Kendini ve muhattabını. Herkes yapması gerekeni yapar. Söz verir sözünü tutar. Hatırlar, hatıralar.Hatıralar diyorum dostlar. Zihnimizin bize verdiği hediye ya da ceza. Eczader desem bir hatıralar silsilesi canlanacaktır gözünüzde. Herkesin tanışması muhabbeti muhatabı nisbetince “hatırası”  dolayısıyla hatırı mevcut nadide derneğimizin. Bir sedası var kulaklarımızda. Ecza Der. Zor günlerin doğurduğu bir evlat kimine, en çok onların dernek. Neden diyeceksiniz. Evlat sanırdım ki doğurduğuna denir. Evvelden buydu düşüncem. Ancak emek ettikçe ve dahi cefasına rağmen ettikçe bu emeği,-mazoşizm değil bunun adı, umut, yeşerti, sonsuzluk arzusu, insanlığın yapıtaşlarından bir taşı- anladım ki budur evladı içimize kazıtan. Ve dahi o çaresiz evladın güvenli sıcak yuvasını kurup da yaşama sevincini ona katan. Eczader kimilerinin evladıdır.

Benimse İstanbul annelerim vardır. Tüm ailemi geride bırakıp, hatıralarından bir bohçacıkla geldiğim koca şehri bana ev kılan anneleri. O vakitler, Israrla evlat edinilmeye çalışan bir yetim sayabilirdiniz de beni, ya da oo siz mi geldiniz, biz de siz gelesiniz diye yolları gözlüyorduk saygınlığında ülkenin tek varis ve kurtuluşu veliaht prensesi olarak da sayabilirdiniz. Ama benim gerçekliğim, yetimlik sınırına daha yakındı. İstanbul, bir okul karşılığında, yalnız bir yaşam, yasaklı bir fakülte ve bolca bilinmezlik barındırmaktaydı. Ama neyse ki istanbul annelerini bulmuştum, nilden gelen Musa’nın Asiye’yi bulması gibi. Hırka-i Şerif Vakfı; Ecza-Der sıcacık kucaklarını açmış hayatımdaydılar. Onlar ne kadar öz annem gibiyse, okulum o kadar zalım üvey annem gibiydi. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinden bakarsak güvenlik basamağı okula gidince güvenlik görevlisine tosluyor, ve bizi bizden koruyan insanların ortamında kendini gerçekleştirmek o hooo; göğün yedinci katında kalıyordu..


Oysa ki Ecza Der, her okuldan yaralı bereli ayrılışımızda güzelce yaralarımızı sarar, ütopyalarımızı yeşertir, tertemiz kurageldiğimiz düşlerimize hareket alanı sağlardı. Cebimize harçlığımızı kor, yakalarına asılmamıza hiç şikayet göstermez ve dahi geri de çevirmezlerdi. Biz ağlardık, onlar sütümüzü verirlerdi. Bastırılmış duygular, cinsellik ve saldırganlık olarak ortaya çıkmıyordu bizim dünyamızda. Bastırılmışlıklar; düşler hayaller ve zihin kası olarak husule geliyordu. İyiliğe dair olan-olmayan işler, tüm dünyadaki yerlerinden zihinlerimize koşuyor, bizdenliğin boyasına boyanıp, kamilane vaziyetle varolma kurgusunu kurduruyordu. Varolmamda Ecza Der’e çok şey borçluyum. Ve bu borcu üç kuruş üye aidatı ya da bir öğrencinin burs maliyetini karşılayarak ödeyebileceğimi hiç zannetmiyorum. Ama bunun da, derneğin verdiği sıcak anakucağı hissinin sonsuzluğunu dilemenin, bir adım ötesi olmasına bir katkı veridiğini biliyorum.


Hayalimde Ecza Der’i okulun hemen yanında, yamacında, kocaman bir meslek kitapları kütüphanesi olan; bilimsel araştırma ve geziler için işbirlikleri yapan, öğrencilerin sürekli çalışmalar yaptığı ve üretimlerde bulunduğu, ve dahi bunları atölyelerle sunumlandırdığı, üst sınıfların alt sınıflara daimen destek olup, birebir yol gösterici olduğu, düzenli dergi ve yayınların yapıldığı, ihtiyaçlara göre mesleğe ve iyiliğe dair bir şey yapmak isteyip de yapamayan kimsenin kalmayacağı biçimde kurgulanmış bir yer olarak hayal ederdim. O kadar hayal etmişim ki hala hatırımda. Peki biz sadece hayal mi ettik bursiyerler olarak, gelin anlatalım. Ne kadarınız burs verirken farkındaydınız bilmiyoruz ama biz ciddi manada farkındaydık. Müslüman aydın camianın endülüsü olabilirdik. Bizler bir hiç, yobaz, ezilmişler topluluğu olmayı kabul edemezdik. Ötekileştirilmiş başkalaştırılmıştık. Ve belki düşmanlarımız aslında sahiden sadece yel değirmenleriydi. Ama bizim bakışımızı öyle yormuşlardı ki, yorumlarımıza ancak böyle gem vurabiliyorduk. Derneğe gelişimiz bir geçim amacıydı, burstu elbette. Ancak iyiliğin altında kalmak istemedik ve işimizi üniversite öğrencisine yaraşır bir emeğe dökme gayreti gösterdik. Çok eski ve tatlı kalmış bazı hatıralarda, eski müslüman Türklerin sağlık alanındaki çalışmalarına, Peygamber tıbbına dair çalışmalarla, mesleğe ısınma turlarımızı, geçmiş gelecek ilişkisi kurma gayretimizi hatırlıyorum. Sonraki yıllarda, işi daha geliştirmiş ve hastalıklar ve fitoterapötik tedavilerini arkadaşlarımızla paylaşıp, konu konu sunumlar yaptığımızı ve bunları video ile kayıt altına alıp bir veri tabanı oluşturmaya çalıştığımızı hatırlıyorum. Facebook yok tabi o zamanlar 2009 fln olmalı. Sambucol yokken mürver çiçeğini biliyorduk sanırım. Ya da belki sambucolü bilmiyoruzdur. Bu da olası..Armutlu diye bir yere götürülmüştük bazı arkadaşlarla, manav ismi sanırdık oysa ki armutluyu,ilk tatilimizdi ve sunum yapmıştık topluluk önünde.. Rüyasal zamanlardı sanırım.. Film okuması yapılmıştı, başka diğer meslek büyüklerini tanımıştık, başka öğrenci arkadaşlarımızı. Ömer Karaoğlu konseri bile vardı, daha ne olsundu, biz hep Emineyle onun “kuşlar” şarkısını söylerdik..Anlayacağınız baya yüksek bir pik yapmıştık o dönem bir öğrenci için. Ama sürekliliği aynı hızla devam ettiremedik, dağıldık biraz, biraz söndük, biraz koptuk. Biraz mezun olduk, alt dönemlerimize verdiğimiz gaz ve bayrağımızla.


Yani eczaderi hayatımdan şöyle bi çıkarsam, eczacılığın da hayatın da şöyle bi kenarında kalırım.. Gözümdeki ışıkla dolaştığım bir kaç yılı silersiniz. Şimdi ben bunları hatırlarken nasıl hatırı olmasın derneğin bende. Nasıl bir mataryelist gözlükle hep bana, daha çok bana diyebileyim. Nasıl dün dündür, bu gün bu gündür olabilir. Bana ütopya kurdurmuş ve bunun kokusunu duyurmuş, doyurmuş bu derneğe ben nasıl sütannem demem. Nasıl onu dünyalık peşin hükümlere madara eder de gözden düşürürüm. Gözümdeki asil yerin, bana verdiğin can ebedi yerini koruyacaktır. Nankörlükten sana sığınırım ya Rab! Bizleri emek edenlerden et. Emeksiz lokma geçirme, ödenmemiş borç bıraktırma ya Hak!Hayalini kaybeden hayatını kaybetsin, sen yaşa Ecza-Der! Bunu Der bunu söylerim vedama ek..

 

Esra Çelebi-İ.Ü. 2010 Bahçelievler; 1 şubat gecesi 2019